Hansâ – Temâdur binti Amr (r.anha)

Hz. Hansa (r.anha) — Arap Edebiyatının Şair Hanımı

Hz. Hansa (r.anha), Miladi 575 yıllarında, pek çok şair yetiştirmiş olan Benî Süleym kabilesinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Tümâdır bint Amr olan bu zarif hanım, „Hansa“ lakabıyla tanınmış ve Arap edebiyatının en büyük kadın şairi olarak tarihe geçmiştir. İslam’dan önce de derin bir şiir yeteneğine sahip olan Hansa, cahiliye döneminde kardeşleri Muâviye ve Sahr’ı yitirince kaleme aldığı mersiyelerle ölümsüz bir üne kavuşmuştur. Cesaret ve cömertliğiyle tanıdığı, kendisine her zaman büyük destek veren öz kardeşi Sahr’a duyduğu sevgi ve özlemi, o güne dek görülmemiş bir duygu yoğunluğuyla şiirlerine taşımıştır.

İslam’ın zuhuru ile birlikte Hz. Hansa, çocukları ve kabile mensuplarıyla birlikte Müslüman olmuş ve Muhammed (F.s.m.I.) ile bizzat görüşme şerefine ermiştir. Muhammed (F.s.m.I.) onun şiirlerini büyük bir zevkle dinler, „Haydi Hunâs!“ diyerek onu teşvik ederdi. Hz. Ömer de onun belâgatını ve şiirlerini her fırsatta takdirle dile getirmiştir.

Hz. Hansa’nın imanının derinliği, Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Kâdisiye’de yaşanan büyük sınavda en çarpıcı biçimde ortaya çıkmıştır. Dört oğlunu bu sefere uğurlayan Hansa, onlara „Ebedî hayatta Allah’ın nimetlerine erişebilmek için savaşın en şiddetli anında ileri atılın; İslam dini uğruna son nefese kadar mücadele edin!“ diye vasiyet etmiştir. Dört oğlu da o gün şehit düşmüştür. Bu acı haberi alan Hz. Hansa, „Onların şehadetiyle beni şereflendiren Yüce Allah’a hamdolsun. Rabbim, beni de onlarla birlikte rahmetinin gölgesinde birleştirsin!“ diyerek sabrın ve imanın en yüce örneğini sergilemiştir. Hz. Hansa; kaleminin gücü, yüreğinin genişliği ve anneliğinin azametiyle İslam tarihinin en özgün kadın şahsiyetlerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.

Efendimiz(sav), Hz. Hansa'nın şiirlerini dinlemekten büyük keyif alır ve ona: "Haydi Hunâs!" diyerek defalarca şiir okumasını isterdi. Bu teşvik, bir Peygamber'in güzel söze ve edebî dehaya verdiği değerin en güzel ifadesidir. (İbn Hacer, el-İsâbe, IV/287)